BU MADONNA BAŞKA MA DONNA...

Ağustos 20, 2017



Kürk Mantolu Madonna ile Sabahttin Ali'nin romanlarını okumaya ve ondan çok etkilenmeye başladım. Sanki kitaptaki karakter benim gibi düşünüyor, benim gibi davranıyordu. Kendinizden çok şey bulabileceğiniz çok beğeneceğiniz ve etkileneceğiniz bir kitap diyebilirim. Tabi bittikten sonra "Yok  mu başka romanı? Getirin okucaaammm..." diye arayışa başlayacaksınız. Kitabı tek nefeste çok severek okudum. Anlatış ruhuma dokundu açıkçası. Bu arada Sabahattin Ali ile burçlarımız da aynıymış ikimizin burcu da Balık :) Yazımın ilerleyen satırlarında sizinle kitap ile ilgili harika bilgiler de paylaşacağım. İlginç bilgiler!

Kitabın Künyesi

Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Sayfa Sayısı : 164
İlk Baskı Yılı : 1998
Dil : Türkçe

1998’ten bu yana YKY (Yapı Kredi Yayınları) tarafından basılan kitap müthiş bir satış başarısı yakalayan ve ilk basımı 1943 yılında Remzi Kitabevi’nden çıkan “Kürk Mantolu Madonna”,  kitap olarak basılmadan önce 1941 yılında 48 bölüm halinde “Hakikat” gazetesinde “Büyük Hikaye” başlığı altında yayımlanmış.  Ayrıca Sabahattin Ali, Büyükdere’de ikinci kez askerliğini yaptığı dönemde sol bileğini sakatlamış fakat buna rağmen romanı yazmaya devam etmiş.

7 dilde basılmış ve 4 dilde daha basılacak olan kitap 73 yıl sonra 2016 yılında İngilizceye çevrilerek “Modern Klasikler” serisi adı altında “Madonna In A Fur Coat” ismiyle Penguin yayınları tarafından yayımlanmıştır. Kitabın İngilizceye çevirisini “Maureen Freely” ve “Alexander Dave” gerçekleştirmiştir.

Bu Madonna Başka Ma Donna!


Önemli bir not olarak düşelim kitabın adındaki Madonna ismi, Orta-Çağ İtalyancasında “ma donna” öbeğinden geliyor. “Ma donna”, kısaca “leydim” anlamına gelir ve Hz.Meryem’in sıfatlarından biridir. 

Sabahattin Ali eserin ana fikri ile ilgili düşüncelerini ”Dünya’nın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!... Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz?” sözleriyle belirtmiş.

Yazarımız Sabahattin Ali'yi Tanıyalım!

Sabahattin Ali 25 Şubat 1907’de Kırklareli’de doğdu. İstanbul’daki Muallim Mektebi’nde aldığı nitelikli eğitim sayesinde Yozgat’ta öğretmenlik yapmaya başladı. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yabancı dil eğitimi alması amacıyla yurtdışına gönderilen isimler arasındaydı. 1928-1930 yılları arasında yabancı dil eğitimini Almanya’daki bir dil fakültesinde aldı.Türkiye’ye döndükten sonra önce Bursa’da öğretmenlik yaptı; ardından Aydın’da bulunan bir okulda Almanca öğretmeni olarak çalıştı. Çeşitli politik suçlamalar nedeniyle tutuklandı ve Sabahattin Ali’nin yaşam öyküsündeki yeri iyi bilinen Sinop Cezaevi’ne gönderildi. Ayrıca ülkemizde çok sevilen şarkı “Aldırma Gönül”ü de Sinop Cezaevi’nde geçirdiği günlerde yazdı. Eşi Aliye Hanım’la 1935 yılında evlendi. Bu evlilikten Filiz Ali adında bir çocukları oldu. Pasaport sahibi olamayan Sabahattin Ali, yasa dışı yollarla ülkeden kaçmaya çalıştı; fakat sebebi hâlen netlik kazanmayan bir nedenden ötürü 1948 yılında hayatını kaybetti ya da öldürüldü. 

Önemli bir not daha!  Usta edebiyatçımızın şiirleri birçok sanatçı tarafından bestelenip şarkı sözü haline getirildi. Sabahattin Ali’nin severek dinlediğimiz bestelenmiş şiirlerinin bazıları şöyle: Aldırma Gönül (Edip Akbayram), Leyim Ley (Zülfü Livaneli), Çocuklar Gibi (Sezen Aksu), Ben Gene Sana Vurgunum (Nükhet Duru).

Kitabımızın Tam Özeti 

(Son Paragrafa Dikkat! Sonunu merak edenler okumasın!:)

‘Kürk Mantolu Madonna’ romanının baş karakterleri Maria Puder ve Raif Efendi'dir. Raif Efendi içine kapanık, melankolik, sessiz ve dış dünyaya uyum sağlayamamış bir karakterdir. Hayatı boyunca birçok şeye boyun eğmiş, haksızlığa uğradığında bile buna karşı koyamamıştır.
Sevmediği bir kadınla evlenmiştir, bir ailesi vardır. Kendi hayatına kendi yön verememiş, başkalarının istediği bir insan olarak hayatını sürdürmüştür. Hayatında gerçekten yaşadığını hissettiği sadece bir anısı olmuştur ve bunu günlüğüne aktarmıştır. Raif efendi ölümünün yaklaştığını anladığında, bu güzel günleri kaydettiği defterinin yakılmasını genç bir iş arkadaşından rica eder. Genç iş arkadaşı da Raif Efendi ile ilgili bu gizemi çözmek ve onu daha yakından tanıyabilmek için defteri okur.

İşte defterde yazılanlar şöyle başlıyor. 20'li yaşlarında babasının isteği üzerine gittiği Berlin'de, sanata olan ilgisi sayesinde bir sanat galerisine gider. Galerideki tablolar arasında bir sanatçının otoportresini görür ve tablodaki kadını hiç tanımamasına rağmen platonik olarak aşık olur. Bu tablo onda daha önce hiç hissetmediği duygular uyandırır. Raif Efendi tablodaki portrenin, Andrea Del Sarto tarafından yapılmış "Madonna delle Arpie" isimli tablodaki Madonna'nın portresine benzediğini düşünür.

Tabloya o kadar hayran olur ki fırsat buldukça tabloyu görmeye gider, fakat başka gözlerin onu takip ettiğini fark etmez. Artık ritüel halini alan bu tabloyu seyretme seansınlarından birinde bir kadın onun yanına gelir. Bu kadın, tablonun sahibi olan sanatçı Maria Puder'dir.
Maria, Raif'in tabloya olan hayranlığının farkındadır. Tablonun sahibi ile konuştuğunu öğrenince Maria'yı takibe başlayıp çalıştığı yeri öğrenerek takipte kalır ve sonunda bir vesileyle tanışırlar. Böylece uzun süren bir arkadaşlıkları başlayan Maria ve Raif'in dünyası bir daha geri dönüşü olmayacak şekilde değişir. Raif, Maria'yı çok sevmektedir fakat Maria'nın kendisine olan hislerinden emin olamaz. Yine de onun her istediğini yapmaya çalışır. İkisi beraber rüya gibi günler geçirirler.

Fakat bir gün Raif, babasının öldüğünü öğrenerek Havran'a döner. Maria ile burada mektuplaşmaya devam eder fakat birkaç mektuptan sonra, Maria'nın mektupları kesilir. Raif, Maria'nın kendisinden sıkıldığını, vazgeçtiğini düşünür. Raif'in asla bitmeyecek olan kasvetli günleri burada başlar. Sevmediği bir kadınla evlenir. Evden eve işten eve günleri başlar. Bir de geçim sıkıntısı aynı evde yaşadıkları karısının akrabalarının da sorumsuz halleri eklenince sıradanlaşan hayatı anlatılır.  

Ancak mektupların kesilmesinden tam on yıl sonra Raif, tesadüf eseri Maria'nın akrabası olduğunu öğrendiği kişiyi Ankara'da görür. Ondan da Maria'nın öldüğünün haberini alır. Üstelik Maria'nın mektuplarında sadece "iyi haber" olarak nitelendirdiği gerçeği de o anda öğrenir. On yıl önce Maria, Raif ile kız çocuklarını dünyaya getirdikten bir hafta sonra koma halinde ölmüştür. Konuştuğu akrabanın yanındaki küçük kız Raif efendinin kızıdır.



BUNLARI DA BEĞENEBİLİRSİNİZ...

7 yorum

  1. Türk edebiyatına daha ılımlı yaklaşmamı sağlayan ve sonrasında da kendi edebiyatımızdan okumaya başlamama vesile olan kitaptır. O yüzden benim için de çok özel bir kitap. Kitabın sonunda hem üzülmüş, hem ana karaktere sinir olmuştum. Keşke birazcık cesur olabilseydi diye. Siz de güzel yorumlamışsınız. Emeğinize sağlık :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim de Peyami Safa'dan sonra en sevdiğim yazar oldu. :)

      Sil
  2. merhaba iade-i ziyarete gelmiştim ki bayıldım :) bu kitap o kadar poüşer oldu ki nedense benim de elim hiç gitmedi.. bir ara okumak lazım tabi..

    takipteyim bende artık..

    mugeninlistesi.blogspot.com
    obiranne.net

    YanıtlaSil
  3. Şiirleri en çok bestelenen Sabahattin Ali'yi saygıyla andım sayenizde... Duygularını ne güzel de anlatmış değil mi?

    YanıtlaSil
  4. Tam yorum yapacakken sizin yorumunuza da denk geldim. Peyami Safa'nın "Dokuzuncu Hariciye Koğuşu" uzun süre en sevdiğim kitap olmuştu.

    Buna ek olarak Sabahattin Ali'nin kızı Filiz Ali'nin derlediği müthiş bir Sabahattin Ali kitabı olan "Filiz Hiç Üzülmesin" adlı kitabı da öneririm.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hemen okuyacağım önerin ve yorumun için çok teşekkürler :)

      Sil

Her türlü görüşünüzü beklerim...

© Sağ Tıklama Engeli